Bu Ülke Bırakılmaz…

Aksaray’da bir lastikçinin vitrininden :
"Windowslu aletle rot balansı yapıyoruz…"

Gebze’de bir eczanenin camından…
"SSK gözlüğü yazılır. Tansiyona sekere bakılır. Kurban kesilir…"

"Dostum bana bir tane Yüzüklerin Efendisinin çocuk versiyonundan verir
misin?" Yanımdaki adam korsan VCD’ den Harry Potter’i isterken…

"Kartuş ve kolonya doldurulur."
Eskişehir de bir dükkanın camından…

"Burada adam olana, edebiyle konuşana hizmet verilir…"
Emin önünde bir bakkalın camından…

İzmir’deki enteresan bir kuaförün devasa afisindeki gaz verici cümle :

"Bir fön neyi değiştirmez ki !…"

Bir kırtasiyenin camından :
"Patlayan top geldi !…"

Kocaeli Hereke’de Y.Y.B.F. karşısında kendi halinde bir bakkalın
camından:
"Penguen Yemi bulunur !"

Kadıköy’de bir duvar :
"Reşat, lütfen buraya park yapma !…"

Kaş’ta Doğan görünümlü bir Şahinin arka camından :
"The Anatolian child does not eat these feet !…"

"Geçmiş olsun, buraya kadar frensiz geldik !…"

(İşe gelmek için bindiğim dolmuşun şoförü, son durağa geldiğimizde
sırıtarak..).

Yaşlı teyze : "Evladım sağda mübarek bir yerde indirir misin ?"
Minibüs şoförü : "Az ilerde Camii var, seni orada bırakayım teyze…"

Adana’da belediye otobüsünde ön ve arka kapıda görevli 2 muavin arasında
geçen diyalogdan:
Muavin 1 : "Durakta inecek var mi ?" ( yolculardan ses çıkmaz )
Muavin 2 : "Olumsuz !"

Otobüs Şoförü : "Paso lütfen !" ( ben pasoyu almak için cüzdanıma davrandığımda… )
Aynı şoför : "Varsa gösterme !"

Reklamlar

Güzel Bir Hikaye

Karımı 1998’in sonbaharında kaybettim…

Yedi senelik evliliğimizin iki senesini kanser tedavisi için hastanelerde geçirmiştik.
Karım, her evlilik yıldönümümüzde ikimizin fotoğrafını çerçeveler, ‘‘Bunlar bizim hayatımızın gölgeleri’’ derdi.

Öldüğünde, yedi tane resmimiz vardı.

97’in bir gecesinde onu aldattım.

Oysa, ona sürekli onu ne kadar çok sevdiğimi ve sonsuza kadar sadık kalacağımı söylerdim.

Ölmeden iki hafta önce yine aynı şeyi tekrarladım.

Tuhaf bir gülümsemeyle baktı bana ve sadece:

– Biliyorum dedi.

***

İzmir’e kar yağdığı gün, yani bir ay önce, evdeydim.

Fotoğraflarımıza bakıyordum yine.

Her çerçevenin altında bir harf olduğunu ilk kez o gün fark ettim.

A.

R.

K.

A.

S.

I.

N.

Gerisi için yılları yetmemişti.

Ama sanırım ‘‘Arkasına bak’’ filan yazmaya niyetlenmişti.

Hemen çerçevelerin arkasına baktım.

Hiçbir şey yoktu.

Sonra bir şey dürttü beni, hepsini teker teker söktüm.

***

İnanabiliyor musunuz, her birinin arkasından bir mektup çıktı!

Geçirdiğimiz her sene için sevgi dolu sözler yazmıştı.

1997’deki resmimizin içinden çıkan zarf ise simsiyahtı.

Ve içinden şu sözler çıktı:

‘‘14 Mart 1997/ Gözlerin bana başka birine dokunmuş gibi baktı/ Söylemene gerek yok, biliyorum…’’

***

2002’deyiz.

 

Onu kaybedeli 4, aldatalı 5 yıl oluyor.

İçim acıyor şimdi.

Çünkü kadınlar biliyor, hissediyor…